HÜLYA NUTKU nutkuhulya@gmail.com

Hakikat Elbet Bi Gün... Mutlaka...

    Serkan Salihoğlu oyunu; metnin sadeliğine ve derinliğine sadık kalarak son derece yalın bir anlatımla sahnelemiş. Oyuncu ve yazar Berkay Ateş’in oyuncu olmasından kaynaklanan sahneyi ve sahne olanaklarını iyi biliyor olması, yönetmeni de aynı durulukta rejisine bu olanakları yansıtmasını sağlamış. Serkan Salihoğlu parçalardan bütüne giden yolu rejinin albenisine kaptırmadan çok ustaca toparlayıp sonuca giden yolu bilinçli bir rotayla çizmiş. Algılarımızın açık kalmasını, zihninizin açılmasını sağlayan bir reji demeliyim. Kutlarım.

  

    Seda Türkmen’in sahne sempatisi olan bir oyuncu oluşu, bedenini ve sesini kullanmadaki başarısı -ki İstila ve Cambazın Cenazesi için de aynı şeyleri söylemem mümkün- Seda için başarılı kompozisyonların oyuncusu diyebilirim. Gizem Erdem beden dili konusunda başarılı bir oyuncu, esnek ve kıvrak bir anlatım tarzı var. Berkay oyunda hem yazmanın hem de oynamanın keyfini yakalamış bir oyuncu, Emir Çubukçu ve Can Kulan da tiyatronun bir ekip, takım işi olduğunu bilen grubun dinamiğini ayakta tutmak adına başarılı bir çizgi izliyorlar. Gölge sakallı Emir’in kırmızı topuklularla, başında eğreti duran peruğuyla canlandırdığı anne, aslında groteskmiş gibi gözüken ama son derece gerçekçi ve etkileyen bir duygusallıkla vermesi oyuna derinlik kazandırıyor.

    Oyunun dramaturgluğunu Aslı Ceren Bozatlı yapmış. Gerek Aslı Ceren Bozatlı yazarlık ve dramaturgi eğitimi alırken çalışmalarıyla dikkatimi çekmiş bir öğrencimdi. Tıpkı Seda Türkmen’in oyunculuk eğitimi alırken öğrenciliğinde bile izlemekten keyif aldığım bir öğrencim olması gibi…Aslı Ceren Bozatlı dramaturjik olarak metnin seyirciye ulaşmasındaki tüm çapakları dikkate alan titiz bir çalışmayla ekibin içindeki yerini almış. Başak Özdoğan’ın yalın kostüm anlayışı, metne hizmet ederken, aynı şekilde İlayda Çeşmecioğlu’nun maskları da bu yalın anlatımı besler nitelikte yapılmış. Dekor ve ışık tasarımı övgüye değer Cem Yılmazer o yalın dekor içinde oyuna yaptığı ışık tasarımıyla müthiş bir anlatım olanağı sağlamış, sadece eğlenceli keyifli bir atmosfer yaratmıyor ışık aynı zamanda o atmosfere harika bir düşsellikte de kazandırıyor, kutlarım.    

    Oyunun kahramanı Mukadder öğretmen mukadderatına yenilse de onun izdüşümü olan öğrencisi bu mukadderata karşı çıkacak bu distopik dünyada ‘an’lar çözüme doğru evrildikçe sarı tişörtünün, sarı güneşin, sapsarı ayçiçeğinin ışığında yansımayı, sorular sorarak ileriyi yürümenin parçalarda gizli kalan yanlarını bir bir ortaya koyacaktır. Kimlik kazanma, birey olabilmek, özgürleşmeyi başarabilmek amaçlanan bu.      

   

    Bu oyun zamanla kanıksatılan gerçeğin kendisiymiş gibi sunulan insani olmayan değerlerin sorgulandığı, toplumsal ve kamusal olanın mahallenin, o mahalledeki sokağın gözünden görmemizi sağlayan toplumbilimsel bir çözümlemeye giderken, ortak alanlarımız olan ama bize ait değilmiş gibi gözüken kamusal alanların yaşamımızdaki değerini arayan, estetik ile eleştirel olanın iç içe geçtiği postmodern bir metin…Hakikat baskının örtüsüyle kapatılmış olsa da hepimiz biliyoruz ki Max Reinhardt’ın da dediği gibi “tiyatro gerçekleri gizleyen örtülerin kaldırıldığı” bir sanattır. Karanlıkta kalan yüzün aydınlanması isteğidir tiyatro.”  Deli dediğin gerçeği çalanındır”. Bir süreliğine gerçek karartılsa da ışık o karanlığı açacaktır. Işığın mücadelesi bu oyun.

  

    Bir mektup ona bağlı bir olay dizisi ve anlatı ile canlandırmanın iç içe geçmiş yapısı oyunu medyanın körlüğü ve ihbarcıların vurdumduymazlığı ile geçmişle bugünün bağını yeniden sorgulamamızı sağlıyor. Kargalar kasvet yaratamaz çünkü salkım söğütler sevgilileri buluşturmaya devam edecek, sarılı çocuk soru sormaya devam edecek, öğretmenler ise çocuklarına ışık saçmayı sonuna kadar sürdürecek. Denizin dibinde yaşayan prenses balıklarının da yaşam hakkını kimse onların elinden alamayacak. Müzik, dans ve şarkı daha iyi bir dünyaya doğru evrilerek umut olmaya devam edecek. D 22 nin yolu açık olsun.

 

     Yıl 2017…25. Yılına giren, Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü, Tiyatro dalında Hakikat Elbet Bir Gün adlı oyunu yazan Berkay Ateş’e, seçici kurulun oy birliği ile veriliyor.  Oyunun yazılışının gerekçesini “ Artık sıradanlaşmış gerçekleri sıra dışı bir gerçekçilikle ve sanatsal bir biçemde sunduğu” için ödüle değer olduğu kararlaştırılıyor.  Sıra artık bu oyunu sahnede görme aşamasında…

 

 

    Oyunu izleyenler hem taşıdığı edebi değer hem de şiirsel, fantastik, trajik, komik, absurd ve distopik yanlarıyla izlemenin ötesinde metni okuma arzusu duyuyor. Haklılar çünkü bu metin, tiyatromuz açısından da okundukça ve izlendikçe derinleşen bir metin…

    Oyunun tanıtımında da yer aldığı gibi tüm normallerin değiştiği, değerlerin alt üst edildiği ‘uzak’ bir ülkenin ve o ülkede herkesin cebinden çıkabilecek bir son mektubu içeren ‘uzak bir distopyada’ anlatıldığını belirtiyor. Aslında burada işlenen sorun adaletsiz bir toplumda yaşanan korku ve bu korkunun getirdiği endişe duygusu, hak aramanın lüks olduğu, insanların gerçeği ararken salt insanlar için değil, bunun tüm doğa ve doğada yaşam bulan hayvanlar  için önemi olduğunu anlatan, hikâyesi çok güçlü bir oyun…Parçalı bir anlatımı seçen yazar tıpkı bir kolaj gibi parçalardan metni oluşturuyor ve bunlar bir araya geldiğinde anlamlı bir bütünü oluşturuyor. Trajik bir masal havasında gelişen oyun, uçuk kaçık yanıyla, tersten okuma arzusu uyandıran yapısıyla ve hatta ezber bozan yaklaşımıyla gerçekten yazarlığımızda da bir dönüm noktası oluşturuyor.

  

    Anlatısı olan bu oyunun edebiyatla olan ilişkisi kadar oyuna anlam katan şiirsellik, oyuna tarihe tanıklık ettiren bir tat katmış. Eğer elimizde kalan tek bir umut ışığı varsa onun üzerine gitmemiz gerektiğini, kaybetmememiz gereken en değerli varlığımızın, özgürlüğümüz olduğunu anlatan bu distopik oyun altında yatan metaforlarla zenginleştikçe boyutlanıyor. Kaybettikçe küçülüyor dünyamız, daralıyor göğsümüz…Çünkü bu dünyada insanoğlunun aradığı en önemli kavramlardan biri de adalet ve adalet duygusu…Onu kaybettiğiniz zaman hele hele hak arayamaz hale geldiğiniz zaman çıkmaza giriyorsunuz. Adalet yoksa orada korku vardır, endişe vardır. Bu korku ve endişe bizi gerçeği bulmaya yönlendirir. İşte oyun bu karamsarlıktan çıkmak adına eğlenceli bir anlatım. Nesnelerin anlamlı kullanımı ve maskların da yardımıyla, şarkılarla keyifle izlenebilir hale getirilmiş. Adalet herkes için geçerlidir doğa, hayvanlar, insanlar, yaşadıkları mekanlar da dahil…Prenses balığı, ayılar gibi hayvanlara, öte yandan kargalar ve farelere gönderme yaparken, karartılan güneşten, ağaçlara, ayçiçeklerine kadar doğaya, sokak ile mahallelere kadar yaşanan kamusal alanlara ve insanlara dek uzanmalıdır adalet ve adaletin getirdiği korkudan uzak yaşama arzusuna…

    ‘Hakikat Elbet Bir Gün’ açığa çıkacak, gün ışığına kavuşacaktır. Çünkü dün yaşadıklarımızı düşünürsek, onlar bugünü hazırladılar. Bugün gördüklerimizi görmezden gelirsek yarına hazır olmamız söz konusu olamaz. Öyleyse bugün yarını hazırlayacaksa, görmezden gelme. Herkesin cebinden çıkabilecek bir son mektup, değerleri alt üst edebilecek, normalleri sıra dışı hale getirebilecek UZAK olduğu söylenen bir ülkede geçen hikâyenin bu denli sıcak bir anlatımla yansıtılmış olması tiyatromuz açısından da bir kilometre taşıdır.

   

    Sıradanlaşmış gerçeklerin sıra dışı bir anlatımı olan oyun, oyunculardan Emir, Can ve Berkay’ın birlikte kurdukları D22’ye yönelik tutkularını, bir tiyatro kurmanın ve ekip olmanın keyfini belli ki büyük bir heyecan ve coşkuyla sürdürmekteler. Bu trajik masalın içinde baskıcı otokratik rejimlerin bireyi saçmanın uçurumlarında gezdirirken zaman zaman absürd, traji-komik, şiirsel ama gerçek bir sona yönlendiriyor. Bunu yaparken de adeta bir kolajın parçaları gibi duran kopuk kopuk parçalar bir araya gelince ortaya gerçeğin panoraması çıkıyor. Üstelik bir panoramanın ortaya çıkmasında sahnenin tüm olanakları yine sahne için işlev kazanıyor. Oyunu bütünleştiren fonun değişimleri, ışığın rol alması, oyun boyunca kullanılan aksesuarların çeşitliliği, oyuncuların bizlerle birlikte aynı sıralarda oturarak sağladıkları yabancılaştırma, takım oyunculuğunun değerine değer katıyor.

    İlk öğretmeniniz yaşadığı apartmanın çatısından aşağı bırakırsa kendini ne yaparsınız? Oysa o ilk okuma fişini verdiğinde “Ali yalan söyleme!” yazmaktadır o fişte. Mahallenizin emektar salkım söğütü köklerinden sökülüp çıkarılırken “Bedeninin kitap olmasını” isterse ışığın sızmadığı bir yerde bir şair, farelerin ortamı karartmasına karşın şiir yazmayı sürdürebiliyorsa ya da o ağacın altında sevgiliyle vedalaştıysanız veya sarı tişörtlü çocuk şeytan olarak adlandırılıp  aranıyorsa ve annesi de onu son mektupla aramaya inançla devam ediyorsa;  finalde son nokta konulduğunda ışığın altında duruşunu bozmadan dimdik duran, yasaklı sarıya karşın güneşe uzanan bir sapsarı ayçiçeğidir umut ve umudun uzak olmadığı bir ülkedir o ülke.