HÜLYA NUTKU nutkuhulya@gmail.com

Tiyatromuzda Philip Ridley Oyunları Bu Sezonun Başarılı Oyunu: "Işıltılı Haşereler"

 

        2007’de dikkatimi çeken bu yazarı takip etmeye başladım. Son olarak izlediğim oyunu da 2018’de Işıltılı Haşareler oldu. Yazar Kürklü Merkür’de de diğer oyunlarında olduğu gibi, sevgi uğruna neler yapabileceğimizi sorguluyor Sevdiklerinizi korumak adına onları mı yoksa onları tehdit edenleri mi yoketmeliyiz. İki kardeş öfkeli ve sert Eliot ile naif kişilik Darren. Neresi olduğu bilinmeyen bir mekan arkada uyuyan bir genç, kendisinden “parti hediyesi” diye söz ediliyor. Oraya gelecek olan Spinx ve yanında getireceği parti konuğu için bu hediye hazırlanmalıdır ve bununla görevli olan da Lola’dır.

     Büyük bir felaket bulundukları dünyayı yaşanmaz kılmış, insanlar artık nerede, nasıl bir dünyada yaşadıklarını bilmeyecek kadar belleklerini yitirme isteği ve bunun için de kelebek denen uyuşturucu ile unutmak istemekteler… Kimdir  bu insanlar? Neler yaşamışlardır? Hatta Darren’in savına göre İkinci Dünya Savaşı’nın nedeni Kennedy ile Hitler’in Marilyn Monroe’yu paylaşamamalarıdır. Çoğu kişinin “Futurist bir masal” olarak tanımladığı bu oyun baştan sona etkileyici acı gerçekliği de öne çıkmaktadır.

         Parti hazırlığı sürer burada önemli olan vahşet, şiddet, kan olgusu kadar eğlence, fantazi ve parti konukları için ödenen paradır önemli olan…Kimsenin bireysel bir anısı, kendine ait bir öyküsü, olmadığı gibi ifade tarzlarını da yitirmiş gibiler, anlatacak bir hikayeleri de yok gibi…

         Yaratılan bu acımasız ortamda yine de yazarın insana, sevgiye olan inancı kendini hep hissettiriyor. Oyun bir hazırlık evresiyle başlıyor, bir yanda geçmişleri, bir yanda gelecek kurguları ve yaşanan kaos…İki kardeş ve bir araya gelen gençler, onların tarihinde parçalanmışlık var, bellekleri kırık dökük ve silinmiş ya da yanlışlıklarla dolu. Acı ve suçun bir arada olduğu bir ortam. Ridley’e göre yine de insanoğlu masum, suçuyla bile masumlaşan insanoğlu, parti insanının hazır olmayışı, fantazilerin de sonu…Ama yine de oyun karamsar ve şiddet dolu ortamına karşın insanlara yaşama sıkı sıkıya bağlanmalarını önerirken bu dünyadan başka bir dünya olmadığını sadece ve sadece bu dünyayı yaşanır kılmamız gerektiğini aktarıyor. Bunun da yolu sahip olduğumuz şeylerin farkına varmak, belki de mekânda parçalanmış kitapların üzerinde dolaşırken orada yazılan insanoğlunun tarihinin farkına varmak, sevdiklerimize tutunarak bu dünyaya bilinçli gözlerle bakmamızı sağlamak…

         Oyunun bitiminde kapıda duran oyunun dramaturgu Özlem Daltaban’a seyircilerin “Kendimi çok kötü hissettim” sözleri, yazarın yaratmak istediği farkındalığın da bir göstergesiydi.

         Şu örnek belki de bir fikir verebilir: Ridley bu oyunu yazdığında yayıncısı metni basmak istemez. Yazar aynı gün Çeçenistan’da yüzlerce çocuğun katledildiği Beslan katliamını öğrenir ve “Çok ileri giden ben miyim?” diye sorar. Oyunun İngiltere’deki rejisini yapan Tiffany ise oyunun “Sakat bir aklın değil, sakat bir dünyanın ürünü” olduğunu söyleyerek fantastik bir masaldan çok ya da bir distopyadan çok acı bir gerçeğin Ridley tarafından yaratıldığını, kaleme alındığını onaylar.

         İşte Ridley’in ülkemizde oynanan Korku Tüneli, Cam Yapraklar, Uğrak Yeri, Kainatın En Hızlı Saati, Kara Vanilya Ormanı ve Kürklü Merkür’ünden sonra en son olarak oynanmakta olan oyunu Işıltılı Haşareler’den söz edecek olursak bu oyunun ülkemizdeki yedinci sahnelenen oyunudur.

         Sahnelenmeyen oyunları arasında Ghost From A Perfect Place, Vincent River, Piranna Heights, Tender Napalm, Fairytaleheart, Moonfleece, Shıvered gibi yedi oyunu bulunmaktadır.

         IŞILTILI HAŞARELER (Radiant Vermin)

      Oyunu 2018’ de İzmir’de Taksav Festivali’nde izledim. 90 dakikalık oyun İkinci Kat Tiyatrosu’nun bir yapımıydı. Bu üç kişilik ve tek perdelik komedide Pınar Çağlar Gençtürk (Jill) Ünal Yeter (Ollie) ve Selen Uçer (emlakcı kadın) dan oluşuyor ve yönetmen Eyüp Emre Uçaray…Philip Ridley’in bu oyununu H. Can Utku çevirmiş. Dekor ve ışık tasarımında Cem Yılmazer son derece minimalist ama bir o kadar da işlevsel bir dekor ve ışık tasarımı yapmış. Özellikle de bu çiftin ışıltılı dünyasının yarattığı kâbusu vermek için tasarımını konstrüktivist bir yaklaşımla, kırık dökük bir evin  giderek ışıldayan bir eve dönüşmesini demir konstrüksiyona yerleştirdiği ışıklarla sağlamış.

Oyun, insanın tüketim krizi çılgınlığına yönelik bir kara komedi…Bu kara komedi içinde ironik tonlar taşıyor. Tıpkı dekorun ele alınışı gibi ilişkiler, yaşananlar da buna hizmet ediyor.

         Jill ve Ollie evli bir çift kentsel dönüşüm projesi için seçilen bu ikiliye, ilerde rant sağlayacak bir semtte, kırık dökük bir ev verilir. Üstelik bu çiftin mahalleye canlılık getirecekleri vadedilir. Onlar bu evlerini nasıl elde ettiklerini anlatmak için sabırsızlanmaktadır.

 

Oyunun tanıtımında “Rüya evlerini elde edebilmek için yaptıkları bazı şeyler vardır ki aslına yaptıkları çok iyi sayılmaz. Hatta bayağı korkunç şeylerdir…Ama onlar yine de iyi insanlar ya da en azından öyle olduklarını umuyorlar. Philip Ridley, modern birer meddah gibi kullandığı oyuncularla, bizleri Ollie ve Jill’in küçük ama ışıltılı hayatlarına dahil ediyor.” açıklaması yapılmış. İyi olmayı ummak yeterli mi? Ya da iyi olduğumuzu iddia ettiğimiz bir anda yanlışa düşmüş olabilir miyiz? Onlar bize neden böyle olduklarını anlatmaya çalışıyor ve onları anlayıp onları değerlendirebileceğimizi düşünüyorlar. Peki ama yaptıkları şey giderek korkunç bir hal alsa da onlara hak vermeye devam mı etmeliyiz? Ya da onların içinde bulunduğu durumun korkunçluğuna karşın biz yine de onlara hak verecek miyiz? Ve onlar da bu haklılıklarından yola çıkarak iyi insan mı olacaklar? İşte bu kara komedinin temeli bu ironik anlar üstüne kurulu…

Oyunun başından itibaren bizi bu duruma hazırlıyorlar. Seyirci salona alınırken, Jill kucağında bebeğiyle çaresiz bir şekilde yerlerine yerleşmekte olan seyircilere yardım isteyen gözlerle yönelmekteyken, eşi Ollie ise evin içinde çaresiz bakışlarla içeri girenleri izlemektedir. Bu ön oyun adeta biraz sonra başlayacak oyunun,  aksiyonunun nereye doğru evrileceğinin  habercisi gibidir. Belki de oyunun özetidir, demek doğru olur.

         Aslında onlar bir şeyler yaşar ve tüketirler, seyirciye de “bizler sizi çağırmadık, açık bırakılan kapıdan sizler içeri sızdınız” diyerek tanıklık eden bizleri de bu olayların içine çekerler adeta…

         Ollie ve Jill çifti yeni doğan bebeklerinin birinci yaş gününde cehennem gibi bir parti yaşarlar. Yaşadıkları yer adeta bütün dünyanın suç başkentidir. Ev verilecek olsa araba eski kalacaktır. Son model bir araba verilse onu koyacakları bir garaj gerekecektir.

Evin tanıtımı için gelen kadın gerçek olamıyacak kadar güzel bir ev verildiğini söyler. Amaç ölü bir mahallede toplumsal canlandırmaya gitmektir.Eve bakıp sıra sözleşmeye gelindiğinde kendilerinden bir şey talep edilmemesine sevinen çifte sadece dört duvar verilmiştir. Onlar ise Selfridge vb.. markaların olduğu yerleri gezerek hayaller kurarlar. Hatta çocuğumuza umut borçluyuz diyerek geleceği kurmak adına sözleşmeyi imzalarlar.

İlk gece eve evsizlerden birinin girmesi sonucunda mutfak kapısının altından bir ışık sızdığını ve orada öldürdüğü adamın cesedinin kalkıp gittiğini söyleyen Jill’in sözlerinin ardından mutfak takımları yenilenip Selfridge takımlar yerini almıştır. Cesetli ev eski evdir ama ölen evsiz birisi oldukça ev yenilenmektedir. Örneğin beyzbol şapkalı biri öldürülür hole yeni markalar yerleşir. Topal birisi öldürülür dışarıdan ışık sızar bahçede son model araba yer alır. Lombargini araba için yenileme işlemleri devam etmelidir. Bir garaj gerekir çocuk odasının önüne garaj fikri geçtiği için Ollie ve Jill arasında bir tartışmada yaşanır. Sıra banyonun yenilenmesine gelmiştir.

       (Bu arada bir not düşmek isterim oyunun bir yerinde Emlakçı Raşit Günışık adı geçiyor, tam olarak gönderme anlaşılmıyor, ancak yabancı ülkelerde de emlakçılarımızın yer aldığı gerçeğine bir gönderme olabilir mi?)

Beş altı kez çocuk odası deneyip yapamayan çift gergindir. Kay gelir, nar suyu içer çocuk odasında öldürülmeyi kabul eder.

Benjamin’in doğum gününü kutlamayı yeni komşularla gerçekleştirecek olan çift Jonathan ve Lily’i çocuklu misafir olarak kabul eder. Ev giderek kalabalıklaşır. Gelenler hep “sizin ne çok malınız var” demektedir. Antika koltuğa bayılanlar “bunun için cinayet bile işlenir” derler. Kadın hayal görmeye başlar. Kutsal kitap cennet-cehennem fikirleri, doğaüstü güçler allak bullak eder zihinlerini ikinci çocuk Daniel ve Parti başlar ikili oyunlar, çiftler, çocuklar bir meddah ustalığıyla Ollie ve Jill tarafından izleyenlere canlandırılır. Dört çift, çocuklar, ikizler hepsi sahnededir. “Saklayacak bir şeyimiz var mı?” sorusu aslında yaşadıkları kâbusun masumiyetini açıklar sandöviç, et, elektrik şoku…Larry ve karısının yanıktan söz etmesi kâbusu arttırır. Siyah -beyaz yoktur çifte göre her şey gridir. Pembe-mor puantiyelidir. Kırmızı-yeşil harelidir. Sonunda parti biter. Parti boyunca karı-koca bir düzine insanı bir meddah ustalığı ve ritmi-tartımı düşürmeden götüren bir ustalıkla sergiliyor.

Sıra günah çıkarmaya gelmiştir. Çiftin amaçları olup biteni aktarmak adına şu sözlerle açıklanır: “Size bunları anlatıp ön- yargısız anlamanızı sağlamak” istiyoruz.

“Baştan çıkmanın ne demek olduğunu düşünün” diyen çift aslında iyi insanlar olduklarını kötü bir niyetlerinin olmadığını, sunulan koşulların vahşi kapitalizmde insanları ne hale getirdiğinin bir örneğidir.

Oyunun başında kucağında bebeği ile seyircinin girdiği salon kapısının önünde çaresiz dolaşan anne ile sadece demir parmaklıklardan oluşan kendisine sunulmuş olan bu dört duvar evde ezik ve çaresiz duran babayla başlayan oyun, kâbus partinin bitişi ve yaşananların sertliği ile bizi baş başa bırakırken, evsizler öldürüldükçe evin zenginleşmesini evi oluşturan demir konstrüksiyonun içine yerleştirilen florasanların yanmasıyla ışıldamaktadır. Bir haşare daha gider yerini markalar alır, insanlar insanlardan çok eşyalarını sevmeye başlar. İşte bu nedenle de seyirciye aralık bırakılan kapıdan içeri girdiğiniz için size bu hikâyemizi anlatmak zorunda kaldık, derler. Oyunun sonunda yeni rüyalar pazarlayacak olan kadın yine gelecektir. Tüketim çılgınlığının insanlığı getirdiği durum bu kadar net ve anlamlı aktarılabilir. Emek veren herkesi kutlamak gerekir. Bu sezonun en değerli oyunlarından biri olan Işıltılı Haşareler’i izlemeyen herkese öneririm. Güncel, evrensel bir o kadar anlamlı bir oyun…

 

 

        

 

   Philip Ridley 1964 doğumlu genç bir yazar, The Pitchfork Disney (Korku Tüneli) adlı oyunu 1990 kuşağının en ünlü yazarlarından biri haline getirmiş. İngiliz yazar St.Martin Sanat Okulu mezunu dolayısıyla resim, fotoğraf, edebiyat, sinema, tiyatro gibi birçok sanat alanıyla ilgilenmiş.  

Ridley öylesine üretken bir sanatçı ki resim üzerine eğitim alıp saydığımız sanat alanlarıyla ilgilenmenin dışında çocuklara ve gençlere de oyunlar yazmış. Ayrıca onun yaptığı resimler Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde ve Japonya’da sergilenmiş. Tepkilerle de karşılaşmış öğrenciyken karakalem bir dizi resim yapmış bu resimlerden birinin adını “Corvus Cum” koymuş, (penisi siyah olan bir kuş resmi bu)  işte bu resim kaldırılmasını isteyenler olmuş.

Ridley’in farklı disiplinlerdeki çalışmaları oldukça geniş bir liste gerektiriyor. Kendisinin yazdığı ve yönettiği biri kısa diğerleri kendi oyunlarından uyarlayarak çekmiş olduğu üç de uzun metrajlı filme imza atmış. The Passion of Darkly Noon (1995) ve The Reflecting Skin (1990) hemen yazıp hem de yönettiği filmler…The Krays filminin senaryosu da ona aittir. Özgün olarak sinema için Heartless’ı yazmıştır. İstanbul’a da gelen yazar dost canlısı kişiliğiyle tiyatrocuların sevgisini kazanmış.

Philip Ridley hangi oyunlarıyla ülkemizde tanınıyor ya da hangi oyunları çevrildi ve oynandı sorusunun yanıtını aramak üzere yola çıktığım sırada yazdım.

 

 

 

Onun ilk oyunu 1991’ de Bush Theatre’da oynanmış bu oyunu dilimize Özlem Karadağ çevirmiş ve Sami Berat Marçalı sahnelemiş. Oyun saf korkularımıza saldıran bir oyun ve sanki bir show dünyasında geçiyor. Tüm oyunlarında olduğu gibi izleyiciye sarsıcı bir deneyim yaşatıyor. Kavramlar karşıtlarıyla irdeleniyor. Alışveriş, din, para, kardeşlik duygusu, anılarımız, içeri ve dışarı karşıtlığı, çocuk olmakla yaşlılık, güzel olmakla çirkinlik gibi …Kendilerini dış dünyaya kapatmış olan ikiz kardeşlerin yarattıkları düş mekânında gerçek ile sanal olanın arasında salınıp duruyorlar. Kardeşlerden birinin kabusu Pitchfork Disney adlı bir sapık katilin kendisine saldıracak olmasından korkmaktadır. Tam bunları yaşarken dışarıda gördüğü adamı eve alır ancak bu adam yani Cosmo çok yakışıklı, etkileyici biridir. Bir eğlence merkezinde arkadaşı Pitchfork’la gösteriler düzenlemektedir. İşte olaya bu kişi de dahil olunca işler karışır, ikiz kardeşi kızın bu sapıklıkların tam ortasında kalışı oyunu düşsel ortama doğru itecektir. Kardeşlerin kaygıları öylesine yoğundur ki gerçekle hayal arasındaki ince çizgiyi hatta neyle yüzleştiğinizi bile anlamak güçleşiyor. Pintervari bir ana rahmine dönme istemi, doğum travması onları kırılgan ve çaresiz bırakmıştır. Sığınacakları mutluluk hormonunu tetikleyen çikolata yeme arzusu, bir de ilaçlar ve uyku haplarıyla sakinleşmek…Kime güveneceğini bilmeden yaşarlar. Dış dünya kötüdür ama onlar dışarıdan birini almışlardır. Oyun korkularımızla yeterince yüzleşip yüzleşmediğimizi bize yaşatan bir oyun.

Sözünü ettiğim ilk oyunu sahneleyen Sami Berat Marçalı da üretken gencecik bir sanatçı, 1987 doğumlu, Yıldız Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği’nden mezun.  Yazdığı oyunlar ve yaptığı rejilerle dikkat çekmiş bir isim..Üstelik proje çalışmaları, tasarım ve ışık uygulamaları dışında oyunlarından aldığı ödüller var. Başlı başına bir inceleme ve araştırma konusu olabilecek çalışmalara imza atmış. Korku Tüneli (The Pictchfork Disney) oyununun rejisinden sonra, bu kez farklı bir toplulukta Yan Etki’de Philip Ridley’in zor bir oyunu olan Cam Yapraklar’ı sahnelemiş.  Bu oyunu da yine Özlem Karabağ dilimize kazandırmış.

CAM YAPRAKLAR

Ridley’in diğer oyunları gibi Cam Yapraklar (Leaves of Glass) da önemli metaforlar üzerine kurulu, oyundaki üç metafor öne çıkıyor; savaş kavramı, kardeşlik ve cinsellik olgusu…Konuşma örgüsü derin anlamlar taşıdığı gibi, alt metni de destekleyen bir yapısı var. Tüm repliklerin ardında birçok anlam gizli. Ailenin babası intihar edince aile darmadağın oluyor. Ailenin iki oğlu var, oğullar babalarını henüz ergenlik çağındayken yitirmişler. Şu anda yetişkin birer birey olan bu kardeşler birbirinin zıddı gibi gözükse de ikili arasındaki ilişkinin derinlerde yatan travmalar taşıyor. Özellikle küçük kardeş yaşananlarda en çok yara almış olanı…Kimliği belirsiz bir Hayalet Adam’ı defalarca gömmeye, yok etmeye çalışsa da bu sanrılar onu yıpratıyor ve alkol bağımlısı bir kişiliğe dönüşüyor. Ağabey ise onu sakinleştirmeye çalışan, aile sorumluluğu ile ona sahip çıkmaya çalışan, başarılı bir iş adamı sergiliyor. Ama bazı çekinceleri var gibi; anne ise güçlü bir karakter sergiliyor. Hayatın acılarını yaşamış anne en yakınlarını kaybetmiş bir kadın olarak güçlü durmaya çalışıyor. Her kayıp anne için gerçeklerin üstüne bir çizgi çekmek gibi…Diğer kadın ise geçmişten getirilen tüm hasarların ortaya çıkmasının nedeni olacak bir anahtar işlevi görüyor. Bu kadın hamile ve o aslında cinsel istismar ve kadına şiddetin bir modeli ve izleyici onun konumuna vakıf oldukça adeta bir şokun içine giriyor. Kadının yaşadıkları karşısında güçlü duran ağabey ise babasının virus kaptığında kendini bir bahçe klübesine kapattığını, bir kış günü ortadan nasıl kaybolduğunu ve daha sonra onun bir kanaldaki buz tabakasının altında bulunuşunu, babasının akıl hastası oluşu ve ölümü hakkında yarım yamalak bir şekilde anımsarken, kendini ifade etmekte zorlanmaktadır.

Ridley tüm sanatların kökeninin aşk ve sevgiye dayalı olduğunu söyleyen bir yazar ve adeta usta bir hikâye anlatıcısı, çağının sesi olmayı başarabilmiş bir yazar…

UĞRAK YERİ

Bir diğer oyununu yine Sami Berat Marçalı’nın sahnelediğini görünce, bu yönetmen-yazarın Philip Ridley’in ülkemizdeki temsilcisi demek doğru olur diye düşünüyorum. Uğrak Yeri adlı oyunu Craft Oyuncularında sahneleyen Marçalı bir saat on dakikalık ve iki kişilik bu oyunda yine önemli bir düzey yakalamayı başarabilmiş. Bu kez çeviri Seda Yıldız’a ait. Yakalanan başarıda İpek Bilgin ve Barış Gönenen’in katkıları da büyük.. Uğrak Yeri bireyler üzerinde yaratılan mahalle baskısının o bireylerde ne gibi psikolojik ve hatta fizyolojik sonuçlar yarattığını sorguluyor. Öte yandan da bu baskıyı yaşatanların bizler olabileceğimizi de sorgulayarak bunu yaşayanların hayatına farklı bir açıdan bakmayı sağlayan bir yapısı var.

0.2’ nin oynadığı Korku Tüneli adlı oyunun ardından yine bir Philip Ridley oyunu oynaması ülkemizde bu yazarın tanınması açısından önemli bir adım…

KAİNATIN EN HIZLI SAATİ

Bu yazarın bir diğer oyunu Kainatın En Hızlı Saati (The Fastest Clock in the Universe) Oyun ilginç bir kadrodan oluşuyor. Üstelik bu kadronun karakterlerini belirleyen semboller de oyuna hizmet ediyor. Cam, saat, yoldaki minik taşlar, hızı belirleyen çita hem metaforik olarak isimlerle çağrışım yaratıyor hem de rollerin sınırlarını çizmekte semboller belirleyici oluyor. Ridley’in diğer oyunlarında da olduğu gibi sevgi/aşktır. Oyunun sonundaki “Prens ve kör kız uzun yıllar mutlu yaşadılar. Yıllar saat, saatler saniye oldu.” Sözleri aşkla geçen süreçlerin yarattığı kainatta saatlerin ne kadar hızlı geçtiğine ilişkin bir göndermedir. Eğer insan gerçek sevgiyi bulursa ‘Kainatın En Hızlı Saatinin’ bilmecesini çözer ama aşkın kör olması aynı zamanda hem zaman siler götürür hem de kötü şeyleri cezalandırmadan geçer gider. Aşk belki de içindeki çocuğu unutanlara bu çocuğu anımsatmak için gündeme gelir. Bu oyunu Eyüp Emre Uçaray sahneliyor.

 

Kara Vanilya Ormanı ( Dark Vanilla Jungle)

Bu oyun Philip Ridley’in tek kişilik bir oyunu, bir saat yirmi dakikalık bir oyun ve Talimhane Tiyatrosu’nda oynanan oyunu Seçil Honeywill çevirmiş. Oyunun yönetmeni Lerzan Pamir…

İlk gençlik yıllarının getirdiği özgüvensiz bir yaşam, anne ve babadan sevgi görmeden yetişmek, yanlış adamların peşinden gitmek, içki, gece kulübü, yaşanan tadsızlıklar, fakir bir semtten çıkıp başka bir dünyanın içine girmek, sevgiye duyulan özlem, cinsellik, uyuşturucu, şiddet konusunda adeta bir anlatıcı gibi hikayesini anlatan oyuncu…Travmalarla geçen bir süreç, sevgilisinin onu ittiği seks partileri, tecavüze uğraması, yaralı bir askerle olan ilişkisi, istenmeyen hamilelik, daha sonra büyükanneyle geçirilen travmatik yıllar, büyükanneden gördüğü şiddetin yarattığı hezeyanlar ve bir çığlık gibi umutlarından söz ederken öte yandan karanlık bir sona doğru hızla yolalan çaresiz bir bireyin soluksuz anlatımı…Ridley burada da hikâye anlatıcılığının ustalığını gösteriyor.

KÜRKLÜ MERKÜR

Kürklü Merkür (Mercury Fur)

         Philip Ridley’in  izlediğim ilk oyunu Kürklü Merkür idi. Yıl 2007 de Murat Daltaban rejisiyle izlediğim bu oyun son derece etkili bir oyun idi. Üstelik iki mezun öğrencimi izlemekten Rıza Kocaoğlu ve Engin Altan Düzyatan, sekiz kişilik harika bir kadro ile oynandı. Serkan Altınorak, Tuğrul Tülek. Enis Arıkan, Veda Yurtsever İpek, Cemil Büyükdöğerli ve Cem Özeren…