HÜLYA NUTKU nutkuhulya@gmail.com

TİYATROMUZUN ACI KAYBI GÜLRİZ SURURİ

Yıl 1966 “Teneke” oyununda Gülriz Sururi oynadığı rolle En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü alır. Öte yandan aynı yıl Türk Kadınlar Birliği onu “Yılın Kadını” seçer. 1971 yılında “Hint Kumaşı” adlı oyundaki rolüyle yılın En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü üçüncü kez alır.

1979 /80 sezonunda Mehmet Akan’la birlikte o güne değin oynanan oyunlardan bir seçki hazırlayarak adını “Uzun İnce Bir Yol” koyup yaptıkları derlemeyi oynarlar.

1982-1983 sezonuna gelindiğinde Gülriz Sururi, Başar Sabuncu’nun oyunlaştırdığı “Kaldırım Serçesi” adlı müzikal oyunda onu “Edith Piaf” rolüyle izleme şansını yakalamış biri olarak onun Avni Dilligil Tiyatro Ödülleri’nde En İyi Kadın Oyuncu, İzmir Gazeteciler Derneği’nin Altın Artemis Ödülü’nü ve Milliyet Gazetesi’nin 1983 Süperstar Tiyatro Oyuncusu ödüllerine layık görülmesini heyecanla karşılamıştım. Engin Cezzar’ın uyarladığı ve yönettiği “Filumen”sonra Edward Albee’den “Tatlı Para” Bilgesu Erenus’un yazdığı Rutkay Aziz’in yönettiği “Halide” adlı oyunda oynadı.

1988 yılında değerli sanatçımız Kültür Bakanlığı’nca “Devlet Sanatıçısı” unvanını aldı. “Kaldırım Serçesi”, “Keşanlı Ali Destanı”, “Sokak Kızı İrma” ve “Kabare”nin bu unutulmaz oyuncusunu kendi yazdığı ve oynadığı “Tiyatrocu” adlı oyunda turneye geldiklerinde İzmir’de izlemiş olmanın keyfini yaşadım. Çünkü bu oyunda ilerleyen yaşına rağmen sahne performansına hayran kalmıştım. O sanatçının kendi bedenini sevmesi ve koruması gerektiğinin tipik bir örneğiydi. 86 yaşında bikini giyebilen bir kadın ancak böylesine değerli bir örnek oluşturabilirdi. Gülriz Sururi bugün de müzikli oyunlar, müzikaller dendiğinde ilk akla gelen isim olmaya devam etmiştir.

Yazdığı kitaplarla da örnek olan Gülriz Sururi ilk olarak “Kıldan İnce Kılıçtan Keskin” adlı anı kitabını yazdı. 1980 sonrasını anlattığı ikinci kitabı “Bir An Gelir” başlığını taşır.”Biz Kadınlar” adlı deneme kitabının dışında iyi bir gurme olan ve televizyon programlarında da başarılı örneklerini verdiği “Gülriz’in Mutfağından” başlıklı bir de yemek kitabı yazmıştır. “Girmediğim Sokaklarda” onun öykü kitabıdır. “Seni Seviyorum” ise romanıdır. Toplam yedi adet kitabı olan Sururi’nin “Müzikli Hallerim” başlıklı müzikli oyunların şarkılarından oluşan bir de albümü vardır. Marmara Üniversitesi’nin Güzel Sanatlar Fakültesi’nde kısa bir süre ders veren sanatçı, öğrencilerin kurmuş olduğu Konçinalar Kumpanyası adlı grupda kendisinin yazdığı “Biz Sıfırdan Başladık” adlı oyununu yönetmiştir.

1999 yılında “Söyleceklerim Var” ile tiyatroya veda eden sanatçı, toplumda duruşuyla örnek olmaya devam etmiştir.

Adana Devlet Tiyatrosu’nda “Kısmet” adlı           oyunu ile Ankara’da Devlet Tiyatrosu’nda da daha önce kendisinin de oynamış olduğu müzikal “Fosforlu Cevriye”yi yönetir.

22.Sadri Alışık Ödülleri’nde tiyatro dalında onur ödülü Gülriz Sururi’ye verilir.

Ömrünü, enerjisini tiyatro sanatına, sevgili Engin Cezzar’a, ülkesine ve sanatına, Cumhuriyetin değerlerine adayan örnek bir sanatçıyı yitirdik.

Bir söyleşisinde Engin Cezzar’la “Bir daha kavuşacağınıza inanıyor musunuz?” Sorusuna yanıtı son derece gerçekci olan Gülriz Sururi’nin “…Şairin dediği gibi ‘Bir testinin kulpunda buluşabiliriz belki bir gün…olur.” Nasıl bu kadar gerçekci yaklaşabildiği sorulduğunda ise “Bilmiyorum. Annesiz büyümenin etkisi olabilir. Yaşadığım çocukluğun etkisi olabilir. Her zaman çok gerçekci oldum. Ben başkalarını aldatmam, kendimi de aldatmam…” demiştir. Gerçekten de özünde ve sözünde bir olan bir sanatçıyı yitirdik.

Bundan 5-6 yıl önce eski rektörümüz Prof.Dr.Mehmet Füzün, Dokuz Eylül Üniversitesi’nin konuğu olan Gülriz Sururi ve (Ülkü Erakalın, Meral Çetinkaya, Volkan Severcan ve Deniz Arcak’ın) katıldığı söyleşide benim moderatörlük yapmamı istediği için Gülriz hanımla tüm bir günü geçirme fırsatı verdiği için teşekkür borçluyum. Ayrı bir yazı konusu olabilecek kadar ondan çokşey öğrendim. Daha önce kendi yazıp yönettiği Tiyatrocu oyunu ile İzmir’e geldiğinde birlikte olma şansı elde etmiştim. 2000 yılında İzmir Sanat’ın açılışında Ahmet Priştina’nın davetiyle gelip sahne almış ve Keşanlı Ali Destanı’nından Şamama’nın şarkısını söylediğinde sesine hayran bırakmıştı.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un bu yıl Devlet Opera ve Balesi’nde ilk kez sahneye konulacak olan “Ayşe” operetinin, yaşamını yitirmiş olan Gülriz Sururi’nin anısına ithaf edileceğini açıklamış olması önemli bir değer bilirlik göstergesidir.

Müthiş kadın gerçek bir primadonna, disiplinin, duruşun, değerlerimize sahip çıkmaktaki tutarlılığınla, başarılı oyunculuğunla unutulmayacaksın. 22 Nisan 1983 de Cumhuriyet’te yeralan, Edith Piaf’ın şarkılarının Türkçe sözlerini gerçekleştiren Başar Sabuncu, Can Yücel, Engin Cezzar ve Gülriz Sururi çalışmasından övgüyle sözeden, Melih Cevdet Anday’ın “Kaldırım Serçesi”ndeki Gülriz Sururi’yi betimleyen sözleriyle yazımı noktalamak isterim: “Gülriz Sururi hiç yaşlanmayan çarpıcı sahne görüntüsüyle, çocuksu-mert-duygusal-kabadayı kadın kişi rollerinde sesini, gözlerini, jestlerini kullanmadaki bilenmiş ustalığıyla, dört dörtlük müzikal oyuncusu kişiliğiyle yaman bir Kaldırım Serçesi”dir.

 

   

Gülriz Sururi, yaşamı boyunca net anlaşılır olmayı seçmiş, duruşuyla örnek olmuş, sanata adanmış bir ömrün insanı…2019 u idrak ettiğimiz günlerin ve Türk tiyatrosunun acı kaybı…

31 Aralık günü Gülriz Sururi tedavi gördüğü hastahanede yaşama veda edince ,1 Ocak 2019 da vasiyeti üzerine sessiz sedasız defnediliyor. Vasiyetini açıklayan manevi kızı onun bu isteğini, törensiz bir defin istediğini açıklıyor. Uzunca bir süredir sindirim problemleri yaşayan Sururi 1929 doğumlu, 90 yaşında bir söyleşisinde “bu kadar yaşayacağımı bilmiyordum” diyor.

Daha önceleri mal varlığının bir kısmını Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, bir kısmını Aziz Nesin Matemetik Köyü’ne bırakıp ayrıca tiyatroyla ilgili bir fon oluşturulmasını sağlayacağını söylemiş idi. Zaten çok büyük bir mal varlığına sahip olmadığını ve tüm bunları yaşarken düşünmüş olduğunu açıklamıştı.

Gülriz Sururi’nin bu anlamda net anlaşılır, disiplinli, yarını düşünen tavrı, vasiyetinde de ortaya çıkıyor. Nisan 2018 de bir gazeteye toplulumumuzda tören kültürünün oluşmadığını, cami avlusunda insanların bir kokteyldeymiş gibi birbirlerine saçının güzelliğinden ya da üstündekini nereden aldın? Gibi şeylerden sözedildiğinden rahatsız olduğunu dile getirmişti.

Gülriz Sururi sanat çevresinde oyuncu ve yazar olarak tanınmanın ötesinde, bir tarihin de ta kendisidir. Sanatçı bir aileden gelen Gülriz hanım Suzan Lütfullah ve Lütfullah Sururi’nin kızıdır. Babası ilk operet kurucularından Lütfullah bey, annesi genç yaşta yitirdiğimiz billur sesli diye tanınan Suzan hanımdır. Amcaları oyuncu ve yazar Yusuf, Celal ve Ali Sururi’dir. Ayrıca sahneye çıkan ilk Türk kadınlarından Mevdude Refik hanımın da yeğenidir.

 

Yıl 1929… dönemin ünlü bir dans salonu Abdülhamit’in kilerci başı İbrahm beyin torunu Suzan hanım, Nazif Sururi Paşa’nın oğlu Lütfullah bey aileleri evlenmelerine izin vermediği için evden kaçarlar. Ülkemizin ilk profesyonel müslüman primadonnası Suzan, tenor olan Lütfullah beyle yakın arkadaşları Melek hanımın babası olan Muhlis Sabahattin’in evine sığınırlar. Muhlis Sabahattin’in “Ayşe” opereti yeni bestelenmiştir. Ve Lütfullah beyle evlenen Suzan hanım, karnında bebeği ile sahne alır. Gülriz Sururi’nin sahneleyle tanışması diyebileceğimiz bu anı, Gülriz 2 yaşına geldiğinde bir acıyla noktalanır. Annesi Suzan hanım safrakesesinin patlaması sonucu 23 yaşında ölür. Büyükleri Gülriz’i “ Annen Almanya’ya plak doldurmaya gitti” diye kandırsalar da 6 yaşında gerçeği öğrenir. İlerliyen yıllarda babasının üç çocuklu bir kadınla evlenmesi üzerine anneannesinin yanına gider ve 14 yaşındadır o sıralarda…

Henüz 12 yaşında hayata atılmıştır, Muhsin Ertuğrul’un isteği üzerine Şehir Tiyatrolarında çocuk oyunlarında sahneye çıkar. O dönemin değerli öğretmenlerinden tiyatro ,şan ve bale dersleri alır. Konservatuvar yıllarında bazı özel topluluklarda da oynadığını görürüz.

İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda Aristophanes’in “Kurbağalar” oyunu, Jean Giraudoux’un “Su Kızı” oyununda sahneye çıkan Sururi’nin, 1943 den itibaren profesyonel olarak sahnelerde yeraldığını görüyoruz.

1955 de Muammer Karaca Tiyatrosu’nda oynayan Gülriz Sururi ,Adile Naşit ve Selim Naşit gibi ustalarla üç ay boyunca kış turnesine çıkarak Anadolu’yu gezer, çıraklıktan ustalığa giden bu yolun ardından, daha sonra 1961 de Dormen Tiyatrosu’na “Ben Bir Fotoğraf Makinesiyim”  adlı oyunla geçer ve orada “Sözde Melekler”de oynar daha sonra oynadığı “Sokak Kızı İrma”daki başrolüyle İlhan İskender ödülüne layık görülür.

“Sokak Kızı İrma”yı oynadığı sıralarda bir davette Engin Cezzar’la karşılaşır, usta oyuncu o sıralarda büyük bir başarıyla Hamlet oynamaktadır. Robert Koleji bitirdikten sonra Yale Üniversitesinde tiyatro eğitimi görerek ülkeye dönen, 24 yaşındayken Hamlet’i başarıyla oynuyan bu oyuncu ile ailesi gurur duymakla birlikte evleneceği kızın tiyatrocu olmasını istemezler. Onlar da kavuşamıyacaklarını anlayarak eve gidip havagazıyla intihar etmeye kalkışırlar ancak komşular kurtarır. Aradan geçen iki yıl sonra 1968 de evlenirler. Beraberlikleri Engin Cezzar’ın yine bir ocak ayında 2017 de 82 yaşında ölümüyle noktalanır. Eşinin ölümünün ardından yarım asrı aşan aşkını kaybettiğini söylemiştir.

1962 de kurdukları Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu’nda yıllarca, çok önemli oyunlarda oynuyarak tiyatromuzda haklı bir yere sahip olduğu gibi,   Gülriz hanım, toplumda da verdiği mesajlar ve önermelerle değerli bir yere sahip sanatçımızdı. Ferhat ile Şirin,  özellikle de 31 Mart 1964 de Genco Erkal’ın sahnelediği, uzun süre kapalı gişe oynanan Keşanlı Ali Destanı’ndaki Zilha rolü ile ününe ün katmıştır.