HÜLYA NUTKU nutkuhulya@gmail.com

    Tuncer Cücenoğlu’nun Neyzen oyununu oynayan Burak Sergen, Onur Özaydın’ın yazıp,yönetip oynadığı Sıfır Telaş, Turgut Uyar’dan Cem Muslu’nun oynadığı Mirza Metin’in yönettiği Dünyanın En Güzel Arabistanı, Cemal Süreyya’nın Şiirlerinden Üstü Kalsın Hakan Gerçek aynı zamanda tek kişilik oyun Van Gogh’da da oynuyor,Müşfik Kenter tarafından oynanan iz bırakan David Rintels ve İrving Stone’un yazdığı Savunma (Clarence Darrow) adlı oyun bu kez Hakan Gerçek tarafından oynanıyor. Mahir İpek’in yazıp yönettiği Basit Bir Ev Kazası oynayan Günay Karacaoğlu, Zehra İpşiroğlu’nun yazdığı Hayal Satıcısı’nı Berna Laçin oynuyor. Şamil Yılmaz’ın yazıp yönettiği Dansöz’ü Sezen Keser canlandırıyor. Nazım Hikmet’in mektuplarından oluşan Ran’da Yurdaer Okur oynuyor. Betül Arım’ın Dışarıda Hiçbir Şey Var (kişisel gelişim semineri gibi)…Kısa bir süre oynanmasına karşın Gökhan Erarslan’ın Etik oyununu anmadan geçmemek lazım. Başarılı bu yazarın bir diğer oyunu da Cahide, Nilüfer Açıkalın tarafından oynandı. Yine başarıyı yakalayan bir oyunda Ali Cüneyd Kılıçoğlu’nun İkinci Dereceden İşsizlik Yanığı İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda oynandı.Genç kuşağın da tek kişilik oyunlara ilgisi çok Tolstoy’dan, Dostoyevski’den, S.Zweig’dan, E.Hemingway’den oyunlaştırmaların yanısıra kendileri yazıp oynayanlar, oyunlaştıranlar var. Özgür Efe Özyeşilpınar kendi yazıp yönettiği İlk Kurşun Hasan Tahsin’i oynuyor. Cengiz Toraman’ın yazdığı Anlatılan Senin Hikayen’in oyuncusu Levent Üzümcü, Firuze Engin’in yazıp yönettiği Güle Güle Diva’da Selen Uçer, Latife Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm-Dirmit’in oyuncusu ise Nezaket Erden, Şebnem İşigüzel yazmış Nazan Kesal oynuyor oyunun adı Yaralarım Aşktandır. Hakan Emre Ünal’ın yazıp oynadığı Trom, Robert Dubac’ın yazdığı Oksimoron’da Emre Karayel, Aslı Erdoğan’ oyunu Bir Delinin Güncesinin oyuncusu Ayşe Lebriz Berkem, Sevilay Saral Hayal Lal’de Songül Öden oynamakta, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ın da Serhat Barış Açıkgöz, Tehlikeli Oyunlar’ da ise Erdem Şenocak , Korkuyu Beklerken de Doğukan Uludağ rol alıyor.

Murat Mahmutyazıcıoğlu Kader Can’ı yazmış Deniz Karaoğlu oynuyor.Uğraş Güneş’in yazdığı Bülent Emrah Parlak’ın oynadığı Bülent Bey’in Hikayesi, Yeşim Özsoy yazıp oynadığı Yüzyılın Evi, Uğur Yücel’in yazıp yönettiği Azınlıkta Kaldık, Sadık Hidayet’in yazdığı Sermet Yeşil’in oynadığı Kör Baykuş oyunların yanısıra Nilgün Belgün’ün uzun süredir oynadığı Aşk ve Komedi ya da Salih Kalyon gibi yılların sanatçısının oynadığı Memleket Saat Ayarı gibi tek kişilik oyunlar son günlerde oynananlar arasında sayılabilir.

Bu konuda son yıllarda atak yapan İzmir’den çıkan tek kişilik oyunlardan sözetmek isterim: Öncelikle Semih Çelenk’in yazdığı ve yönettiği Fırat Tanış’ın Gelin Tanış Olalım oyunu ile yine Semih Çelenk’in uyarlamasını Howard Zinn’den yaptığı ve sahnelediği Marx İstanbul’da oyununu Hamit Demir oynuyor. Özgür Başkaya aynı oyunu Ben Marksist Değilim başlığıyla yorumluyor. Öte yandan Devlet Tiyatrosu oyuncularından Aslı Kılan’ın oynadığı Beliz Güçbilmez’in yazdığı Frida’da ses getiren oyunlardan oldu. Yine Devlet Tiyatrosu oyuncusu Tayfun Earslan’ın birkaç sezon Devlet Tiyatrosu’nda oynadığı Orhan Veli’yi anımsamadan geçmemek lazım. İzmir’e tayin olan Devlet Tiyatrosu sanatçısı Murat Çıdamlı’nın Nazım Hikmet’in eşi Piraye’ye yazdığı mektuplardan düzenlediği Piraye adlı tek kişilik oyun da ses getiren oyunlar arasında yeralıyor. Yine İzmir’de 15 Şubat’ta Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde başlayacak olan Ebru Kara’nın çevirdiği Laurent Gaude’in Medea Kali (Aşık ya da Hançer) adlı tek perdelik modern bir tragedya’da Özlem Çıdamlı oynuyor. Oyunun yönetmeni Murat Çıdamlı, müzik direktörlüğünü Kerem Memişoğlu’nun, hareket düzenini Canan Kesebir’in  yaptığı oyun şiddet kadar şiirselliği de içeren bir oyun…Kısacası İzmir de tek kişilik oyunlar konusunda önemli bir atağa kalkmış durumda…

Sonuçta: Eylem olarak oyuncuyu kısıtlasa da tek kişilik oyunlar, ele aldığı zaman, dönem, bireyin kendisi, çevresi ya da bir başkasıyla olan çatışmasının getirdiği duygu yüküyle sahneye bir devinim kazandırmakta... Anlatılan hikayenin gerçekliği izleyenin ilgisini ayakta tutarken, oyuncunun hüneri de haz duygusu uyandırıyor. Oyuncunun ruhu, zihni, hikayenin gelişiminde paylaştıkları iz bırakmakta… Oyuncunun dili kullanmadaki ustalığı, jest ve tavırları onun olgunluğunun yansımasıdır. Hikaye geliştikçe oyuncu nesneler, eşyalar ve yaratılan atmosferle kurduğu ilişki onu ve hikayeyi zenginleştirir. Artık oyuncu yalnız değildir çünkü hikaye genişleyerek izleyenin de dünyasını açmaya başlar. Kimi zaman oyuncu interaktif bir yönelimle sahnede olup biteni izleyeni ile paylaşır. İronik yaklaşımlar, iç ses ya da ruh halini yansıtması, izleyenin beklentisini bozacak sürpriz anları, soyutlamalar, kullandığı metaforlar, bilinç akışının getirdiği hikayeyi açımlayan noktalar, toplumsal taşlama anları ve zeka örnekleri, etkilendiklerine karşılık tepkilerinin bütünlüğü oyunu monolog olmaktan kurtarıp soru oyuncunun cevabı ise izleyiciye geçer artık…Mekanın kısıtlılığı aslında sahneden salona uzanan bir sinerji ile noktalanabilir.

Fırat Tanış’ın oynadığı Gelin Tanış Olalım da olduğu gibi söz, müzik, hikaye tamamlanmış artık geriye tanış olmamanın birlikteliğin güzelliği ve oyuncunun ayrılacağı sahnede yarattığı dünyadan uğurladığı izleyicisine “yolluk yapacak” bir virtüözite ile noktalanabilir.

2000 li yıllar tek kişilik oyunların çıkış noktasında yeralan geleneksel meddahlığın boyutlarını aşmış ve tek kişilik oyunların en çok yazıldığı yıllardır. Hem “black box” diye adlandırılan küçük mekanlarda izleyiciyle kurulabilecek sıcak ilişkinin bunda katkısı olduğu kadar, oyuncuları cezbeden taraflarından biri de ekonomik açıdan hem yapım hem de turne olanağı sağlamasıdır. Ayrıca 2000 li yıllar tek kişilik oyunlar da kadın üzerine yazılmış oyunların da arttığı yıllardır. Kadın sorunları kadar feminist içerikli oyunlarda da bir artış izlenmektedir.

Genco Erkal’ın oynadığı Bir Delinin Hatıra Defteri’nin uzun aralıklarla gerçekleştirdiği üç versiyonunu da izlemiş biri olarak şunu diyebilirim. Yılların getirdiği toplumsal süreçlerin sonuçları, oyuncunun gençliğinde, orta yaşında ve ilerleyen yıllarda gerçekleştirdiği başarılı üç yapımla adeta bir ders niteliğindedir. Hiçbiri diğerini andırmayan yorum ustalığı, oyuncunun sahne üzerinde varoluşunun soluksuz izlenecek sonucunu bize armağan etmektedir.

Genco Erkal’a bir seyircinin sorduğu “tek kişi oynarken, karşınızda biri olmadığı için sıkılmıyor musunuz?” sorusuna Erkal’ın “sahne gerisinde öyle bir ekip ve karşımda öylesine bir seyirci kitlesi var ki, sıkılmak mümkün değil “ demesi tek kişilik oyunların da o oyuncuyu sarmalayan bu kocaman dünyanın bir kanıtıdır.

Bir Delinin Hatıra Defteri Genco Erkal’ın üç farklı dönemde oynadığı bu ustalıklı oyunculuğunun yanısıra, Erdal Beşikcioğlu’nun farklı yorumla oynanıyışı batı tiyatrosundan bir örnek…Ülkemizde A.Wesker’ın Annie Wöbler, Pip Utton’un Adolf, W.Gordon Smith’in Van Gogh, Shakespeare’den Hamlet (Zeynep Avcı düzenlemesiyle), ki Shakespeare bu konuda ilham kaynağı örneğin Macbeth Mutfakta örneğinde olduğu gibi…Laurant Gaude’un Medea Kali, Peter Weiss’ın Marat (yeni bir düzenlemeyle) Ayşegül Sünnetçioğlu oynuyor, S.Beckett Krapp’ın Son Bandı, E.O’Neill’in Kahvaltıdan Önce, Pavel Nillin’in Evlilik, R.Fitzsimons Aktör Kean’i, Bernard Marie Koltes ‘in Rıza Kocaoğlu tarafından başarıyla oynanan Ormanların Hemen Önündeki Gece gibi örnekleri sayabiliriz.

Tuncer Cücenoğlu’nun Neyzen oyununu oynayan Burak Sergen, Onur Özaydın’ın yazıp,yönetip oynadığı Sıfır Telaş, Turgut Uyar’dan Cem Muslu’nun oynadığı Mirza Metin’in yönettiği Dünyanın En Güzel Arabistanı, Cemal Süreyya’nın Şiirlerinden Üstü Kalsın Hakan Gerçek aynı zamanda tek kişilik oyun Van Gogh’da da oynuyor,Müşfik Kenter tarafından oynanan iz bırakan David Rintels ve İrving Stone’un yazdığı Savunma (Clarence Darrow) adlı oyun bu kez Hakan Gerçek tarafından oynanıyor. Mahir İpek’in yazıp yönettiği Basit Bir Ev Kazası oynayan Günay Karacaoğlu, Zehra İpşiroğlu’nun yazdığı Hayal Satıcısı’nı Berna Laçin oynuyor. Şamil Yılmaz’ın yazıp yönettiği Dansöz’ü Sezen Keser canlandırıyor. Nazım Hikmet’in mektuplarından oluşan Ran’da Yurdaer Okur oynuyor. Betül Arım’ın Dışarıda Hiçbir Şey Var (kişisel gelişim semineri gibi)…Kısa bir süre oynanmasına karşın Gökhan Erarslan’ın Etik oyununu anmadan geçmemek lazım. Başarılı bu yazarın bir diğer oyunu da Cahide, Nilüfer Açıkalın tarafından

 

 

 

      Tek kişilik oyun deyince tanımlamak gerekirse bir karakter üzerinden yazılan oyunlar diyebiliriz. Kimi tanımlara göre de bir aktör ya da aktristin oynayacağı solo oyunlarıdır. Böylece monoloğa dayanan bu metinler anlatı ve iç aksiyonun ön plana çıktığı bir içerik taşır. Kimi kez oyuncu birkaç karakteri yansılasa da metin bir kolaj olsa da onu önemli kılan, oyunun ana karakteri olan tek kişinin virtüözitesine duyulan gereksinimdir.

        Neden bu konuyu açmaya ihtiyaç duyduğumuza bir bakalım: Tiyatro diyalog üzerine kurulu bir sanat dalı, buradaki ana sorunsal iletişim sağlanması üzerine kurulu oluşudur. İşte bu noktada yazar öncelikle çatışmayı, seçtiği temayı işlemeyi, aksiyonu tek kişi üzerinden ele almak durumundadır.

        Peki bu, tiyatronun kollektif bir sanat olmasına zarar vermekte midir? Yanıtını hemen “evet” diye vermek zordur. Çünkü tiyatromuzda ve Batı tiyatrosunda da birçok örnekleri olan başarılı tek kişilik oyunlardan sözedebiliriz. Üstelik tek kişilik oyunda oyuncunun ustalığı, üstlendiği karakterin toplumsal tavrını ve duruşunu yansıtmaktaki ustalığını da bağlıdır. Eğer açık biçimde yazılmış, interaktif özellikler taşıyan bir oyun ise burada da oyuncunun seyircisiyle kurduğu iletişimin önemi ortaya çıkar.

        80 li yıllardan bu yana artan tiyatromuzdaki tek kişilik oyunların yazılmasının kökeninde bir tiyatro grubuna bağlı kalmadan, bağımsız tiyatro yapma kolaylığını sağlamasını da gözardı edemeyiz. Tek kişilik oyunların turne olanakları da oyuncuya ekonomik bir rahatlık sağlamaktadır. Kimi zaman yapılan işe “gösteri”, “stand up” “kabare” “şiirli oyun” dense de seyirci oyuncunun performansından keyif almaya çalışması önem kazanır.

        Tek kişilik oyunda seyirci oyunun içerdiği eleştiriyi, yaratılan karakterin dönemiyle olan ilişkisini ön plana aldığını gözlemliyoruz. Prodüksiyon kolaylığı ile oyuncunun ustalığının uyumu önemlidir. Burada tehlikeli olan nokta belli bir ustalığa ulaşmış oyuncunun seçimi olan tek kişilik oyun ki onun ustalığı için uygun bir atmosfer sağlarken, bunu amatörlükten gelen ya da geniş kapsamlı prodüksiyonlarda yer almadan bazı genç oyuncuların da bu yolu seçmelerindeki tehlikedir.

        Genco Erkal’ın Aziz Nesin, Nazım Hikmet, Can Yücel, Haldun Taner gibi ustaları yorumlamadaki başarısı, Müşfik Kenter’in Talat Halman Kahramanlar ve Soytarılar oyunu, Murathan Mungan’ın kaleme aldığı Bir Garip Orhan Veli’yi yorumlamaktaki ustalığı, öte yandan Ferhan Şensoy’un Ferhangi Şeyler adlı tek kişilik gösterisinin uzun yıllardır sürüyor olması ya da bir diğer oyunu Felek Birgün Salakken gösterisi, bu ustaların yıllarını verdikleri sahnede olgunlaştıklarının örnekleridir. Yıldız Kenter’in Güngör Dilmen’in Ben Anadolu oyunundaki ustalığı, onun ulaştığı noktanın, farklı kişilikleri canlandırmaki ustalığıyla açıklanabilir.

Genco Erkal’ın Brecht’ten oyunlaştırıp yönettiği Yosma’da Zeliha Berksoy, Sait Faik’ten oyunlaştırdığı Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye ile Savaş Dinçel, Edip Cansever Ben Ruhi Bey Nasılım,Ataol Behramoğlu’nun yazdığı Macit Koper’in İyi Bir Yurttaş Aranıyor ve yine Macit Koper’in yönettiği Işıl Özgentürk’ün yazdığı Küçük Sevinçler Bulmalıyım Deniz Türkali’yi sayabiliriz. Yılmaz Onay’ın Karadul Efsanesi, Hücre İnsanı, Prometheia,  Burak Mikail Uçar’ın Şamatacılar, Tuncay Özinal Nice Yıllara, Sönmez Atasoy Kendi Gökkubbemiz, Bizim Yunus, Sinan Bayraktar’ın Denizatı ve İdris Baba oyunları, öğrencilerim Ali Doğanbay’ın Tek Kişilik Cinayet, Ahmet Yapar’ın Ben Frida Kahlo, Ceren Olpak Gün Anneme Gebe ve Doğan Korkmaz’ın Kadınca’sı, Beliz Güçbilmez’in Frida’sı, Zeynep Kaçar’ın İd- Ego ve Süper Kahraman, Varolmayan Ayşe’nin Muhteşem Maceraları oyunu ile Binnur Şerbetcioğlu Adı Maksut, Bugün Benim Doğum Günüm, Civan Canova’nın Evaristo, Düğün Şarkısı, Ülker Köksal Bir Diploma Töreni, Turgut Özakman’ın Ben Mimar Sinan, Nezihe Araz’ın Latife (Mustafa Kemal’le 1000 Gün), Kuvayi Milliye Kadınları, Dinçer Sümer’in yazıp oynadığı Maviydi Bisikletim, Kubilay Tuncer’in Anrico’nun Peşinde, Güner Sümer’in yazdığı yıllardır Maral Üner tarafından oynanan Hüzzam, Orhan Asena’nın Bir Kadın Üzerine Çeşitlemeler, (Geçkin Kız, El Kapısı) Metin Balay’ın İnadına Yaşamak, İnadına İnsan metinleri anlatı örnekleri olarak belleğimizde yeralmaktadır.     

Yine tiyatro tiyatromuzda tek kişilik oyunlara örnek verebileceğimiz Aziz Çiçu, Nezihe Meriç’in Sular Aydınlanıyordu ve Sevdican’ı, Necati Cumalı’nın Yeni Çıkan Şarkılar, Ahmetlerim, Sadık Aslankara’nın Kırk Yaş Düşleri, Osman Coşkun Irmak’ın Kuş ve Dünyada Tek Başına oyunu, Zehra İpşiroğlu’nun Leyla Lena ve Diğerleri, Yıldız Kenter’in Hep Aşk Vardı adlı biyografik oyunu, Sumru Yavrucuk’un başarıyla oynadığı Ebru Nihan Celkan’ın Kimsenin Ölmediği Bir Günün Ertesiydi, Ali Poyrazoğlu’nun yazıp oynadığı Asi Kuş anlatıdan yararlanan metinlerdir diyebiliriz.

        Kökleri 19.yy ortalarında Amerika’da kitlesel eğlencelere dayanan “stand up” geleneğinin ülkemizdeki temsilcilerinden biri olan Cem Yılmaz’ın yaptığı ise bu eğlence talebine adeta bir yanıttır. Üstelik de salt eğlenceden öte, tıpkı geleneksel tiyatromuzun temel taşlarından biri olan meddahlığın bir türevi gibi gelişmiştir. Merak unsurunu yaratmak, dişi repliklerle metni zenginleştirmek, mizahı ön plana alırken akıl oyunları yapma becerisi aslında bu işi yapanın da zeki, esprili, anında güldürüyü ortaya çıkaran hazırcevaplık özelliği, stand up’un Ferhan Şensoy’un deyişiyle “fast food tiyatro” olarak adlandırılsa da, o an için seyredeni eğlendirir. Ancak “ne seyrettin bana anlatsana” denildiğinde anlatacak bir şeyinizin olmadığı ama o an çok eğlendiğinizin bir an’ın hazzı olduğu gerçeğini ortaya çıkarır.

Rüstem Batum, Cem Özer, Uğur Yücel, Yılmaz Erdoğan, Mehmet Esen, Ata Demirer,Yalçın Menteş, Mehmet Ali Erbil, Leyla Tekül, Ceyhun Yılmaz ya da stand up’a olan yatkınlığı ile Okan Bayülgen’i saysak da günümüzde giderek tiyatrocu olmayanlara da bu ortamın cesaret verdiğini görüyorum: örneğin Sunay Akın, Enver Aysever, İrfan Değirmenci, Metin Uca (sanırım içlerinde tek tiyatro eğitimi alan Uca)…Metinlerde sadece bir kanava olduğu, izleyiciyle iletişimde doğaçlamalara, tuluata gidildiği, laf atmalar, hazırcevaplıklarla geliştiğini görmekteyiz. Hepsinden önemlisi bu gösterilerin metinlerinin bir oyun niteliği taşımadığı, basılı metin haline gelip kalıcı olmayacağı gerçeğidir.

        Meddah demişken Erdoğan Akduman’ın oynadığı Erol Toy’un Meddah metnini yazdığı tek kişilik bir gösteri olduğuna değinmeden geçmeyelim. Bu konuda Erol Günaydın’ın örneklemelerini de analım.Kuka adlı bir meddah anlatısı bugün Burak Tamdoğan tarafından oynanmakta…Anlatıya dayanan çatışma ile aksiyona tanıklık edilen Sait Faik öyküleri ve Orhan Veli şiirleri harmanı Yaşasın Edebiyat oyununda Kerim Afşar’ı adeta bir hikaye anlatıcılığı örneğidir.

        Günümüze doğru gelindikçe bu hikaye anlatma geleneği metinlere egemen olmakta, gerek doğuda gerekse batı ülkelerinde yüzyıllardır gelenek olan hikaye anlatıcılığı (story teller) bugünün tiyatrosunu da etkilemektedir. Oyuncu ya kendi hikayesini ya da bir başkasının hikayesini aktarmaktadır.

        Bugün de anlatıya dayanan ya da stand up tadında olan gösteriler var. Efe Tuncer, Doğu Demirkol, Okan Cabalar, Onur Ünlü, Seda Yüz, Mesut Süre vb…gibi isimler var. Öte yandan televizyonda sürdürdüğü show’u sahneye taşıyan Tolga Çevik’in Tolgshow’u sohbet ve gösteriye dayanan bir gösteri-show-stand up tadı taşıyor.

Bir Delinin Hatıra Defteri Genco Erkal’ın üç farklı dönemde oynadığı bu ustalıklı oyunculuğunun yanısıra, Erdal Beşikcioğlu’nun farklı yorumla oynanıyışı batı tiyatrosundan bir örnek…Ülkemizde A.Wesker’ın Annie Wöbler, Pip Utton’un Adolf, W.Gordon Smith’in Van Gogh, Shakespeare’den Hamlet (Zeynep Avcı düzenlemesiyle), ki Shakespeare bu konuda ilham kaynağı örneğin Macbeth Mutfakta örneğinde olduğu gibi…Laurant Gaude’un Medea Kali, Peter Weiss’ın Marat (yeni bir düzenlemeyle) Ayşegül Sünnetçioğlu oynuyor, S.Beckett Krapp’ın Son Bandı, E.O’Neill’in Kahvaltıdan Önce, Pavel Nillin’in Evlilik, R.Fitzsimons Aktör Kean’i, Bernard Marie Koltes ‘in Rıza Kocaoğlu tarafından başarıyla oynanan Ormanların Hemen Önündeki Gece gibi örnekleri sayabiliriz.

 

 

       

                                                                                                                                                                                                                                                                   İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tiyatromuzda Tek Kişilik Oyunların Artışı