HÜLYA NUTKU nutkuhulya@gmail.com

     Online eğitimde mikrofonun devreye girmesiyle ses-diksiyon-duyguların anlaşılması zordur. Üstelik izlerken objektif olmak da zordur. Aksiyona, bedensel devinime yönelik alıştırmalar verilebilir. Çünkü oyuncunun bedensel performansını koruması şarttır. Belki geri bildirimli kısa monologlar verilebilir. Metin analizi, karakter çözümlemesi, tiradın nitelikleri tartışılabilir. Dans, şarkı söyleme, bedensel performans temrinleri bir dereceye kadar hayata geçirilebilir.

Eğitimde ne yapılabilir? En azından tiyatronun performans sanatı olduğu gerçeğinden hareketle bu platformda tiyatronun oyuncu-seyirci birlikteliği gerçeğini unutmamalıyız. Dijital ortamda tirat atarak, parça oynayarak varolmak tiyatro değildir. Ne yapılabilir pekiyi, pandemi öncesi çekilmiş kimi prodüksiyonlar gösterime açılabilir ancak bunların önemli bir kısmı çekimi kötü, tek kameralı çekimler olmamasına dikkat edilmeli. Bunun tiyatro değil de, tiyatronun belgeliği, arşivi diyebiliriz.

Süreçi yaşarken toplumun belleği olmayı elimizde tutmalıyız. Bu gelişimsel bir değişim değil, bence öncelikle insanın özüne aykırı ama adapte olmaya çalıştığı bir süreç…Her ne kadar yeni kuşaklar sosyal medya aracılığı ile gelişimlerini taçlandırsa da, insanoğlunun dijital bir varlık olmadığı da bir gerçek…Dijital tiyatro kavramı, tiyatro teknolojinin tüm olanaklarından yararlanmakta, aplikasyonlar “iletişim”inde farklılaşmasını getiriyor ama tiyatro bu değil….

                Bu süreçte belleğimizi tazeleyip, eski yapımlara bakarak kaçırdığımız anları yakalar, geçmişe yönelik bir nostalji yaşıyabiliriz. Mekan fikrimiz, seyirci algısına yönelik anımsamalar, tiyatronun pratiğindeki değişebilir noktaları keşfedip, gerçeklik algımızı yeniden ele alıp, performans ve sinemasal anlatımda varabileceğimiz noktaları sorgulayıp bu kırılma noktasına ulaştığımızda yeni buluşlarla, yeniden doğmanın gerçekleşeceğini düşünüyorum.

                Kısacası tiyatronun üstünlüğünün ve vazgeçilmezliğinin altını çizmek zorundayız bu süreçte. Bu dönemde anlatısal aşının artacağını düşünüyorum. Tıpkı Veba’yı yazan Camus ya da veba salgınında üç tragedya yazmayı başaran Shakespeare gibi, yeni anlatım yollarının karşımıza çıkacağına inanıyorum. Bu öyle bir süreç ki sosyal yapı, cinsiyet farkı ve kişisel özellikleri tanımadan saldıran bir virüsün tehdidi altında, birbirimizin “sağlık teröristi” olduğumuz bir noktada gelişiyor. Bunun yazın alanında yeni anlatım biçimlerine etki edeceği kanısındayım. Cem Yılmaz “Teknoloji ile ilgili espriyi daha yaparken modası geçiyor” diyor. Gerçekten teknoloji mi bizi yönetecek biz mi onu tartışılmalı…İlerde yapay zeka yerimize karar verip, işlerimizi de robotlar mı halledecek. Hayır… Bizler sosyal varlıklarız, tiyatronun iyileştirici gücünü de biliyoruz.

        Biliyoruz ki…

        Önemli olan, Şamanın ateş başında törensel birlikteliğe yönelik davranışları ya da mağara adamının mağara önünde avını nasıl yakaladığını anlatışı ile görkemli tiyatro salonlarında yapılan etkinliğin sağladığı biraraya geliştir. Tiyatro en uzun, en muhteşem hikaye anlatma sanatıdır. Korona biraraya gelmemizi şimdilik engelliyor. Yalnız kalmaktan korkar gibiyiz. Bunu internet yoluyla gidermeye çalışıyoruz. Öte yandan sektör günbegün zarara uğramakta, tiyatrolar ayakta kalma çabasında…Ama inanıyorum ki dayanışma ile ayakta kalacaklar, sonunda da esnek ve cüretkar bir yapıyla devam edecekler.

        Sonuç olarak

       

Tiyatronun geri gelişi muhteşem olacak, korona süreci atlatıldığında sarılmanın, dokunmanın anlamını daha derinden yaşayacağız. Özgürleşeceğiz, kaldığımız yerden birbirimizi keşfederek devam edeceğiz. Toplum içinde yaşadığımızın farkına varacak, empati kurmanın değerini anlayacağız. En önemlisi yaşam sanatının muazzam bir şey olduğunun bilincine vararak…İyileşip bir araya geleceğiz. Bu süreçte yitirdiğimiz insanları, sağlık çalışanlarının özverisini ve kayıplarını düşünüp sevgiyle anacağız.

        Siyasi anlamda hükümetlerin şiddet ve dayatmaya dayanan otoriter bir yapıya bürünme tehlikesine karşın örgütlenen tiyatrocuların daha iyi bir dünya kurmanın çabasına gireceklerine inancım tamdır. Çünkü bu süreçte “öğrenilmiş çaresizliğimizin” farkında, “psikolojik olgunluğumuzun” ayırdındayız. Tiyatroda doğaya merhametle yaklaşan, kazan- tüket israfını boşa çaba olarak gören, insanlığın hizmetinde olanların farkındalığıyla, insani değerleri hisseden, paylaşımcılık ve demokrasinin değerini içselleştiren, sadeliğin ve minimalist akımların değer kazandığı bir sürece doğru evrilmekteyiz.

        Haydi gelin Özdemir Nutku’nun oyunculuk öğrencilerine kimi öğütleriyle noktalıyalım yazımızı:

        -Denemeden reddetmeyin.

        -Oyunda kendinizi merkez sanmayın.

        -Kendinizi rolün yorumuna adapte edin.

        -Ne olacağınızı değil, ne yapacağınızı düşünün.

        -Bana karşı geleni affederim, tiyatroya saygılı olmayanı bağışlamam.

        -Sıkıntıya girmelisiniz ki, feraha çıkabilin.

 

(Derleme için sevgili arkadaşım Metin Bilgin’e teşekkürler)

        Sanatta, dostlukta,tiyatroda biraraya gelmemizin özlemiyle, siyasetçilere örnek olma ve sağlıklı günler dileğiyle….

 

 

 

 

    23 Nisan’da Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı balkonlardan İstiklal Marşı’mızı okuyarak, 29 Nisan’da Dünya Dans Günü’nü evde dans etmeye çalışarak, 1 Mayıs’ta İşçi ve Emekçilerin bayramını, balkondan marşlar söyleyerek, 3 mayıs yani 3 le 5 in yan yana gelmesi nedeniyle 35 Dünya İzmirliler günü diye adlandırılan günü ve 3 mayısta Dünya Basın Özgürlüğü gününü kutladık, 17 Nisan’da kurulan Köy Enstitüleri ise kimi TV kanallarında özlemle anlatıldı. 5 Mayıs Hıdrellez’de dileklerini yazanlar, bahçeleri varsa onu gülün dibine gömerken, ateş yakamadan enerjisini de içine gömdü. Ayrıca Ramazan için 1 Mayıs akşamı sahura kalkıldı şimdi insanların beklentisi bayram ve sonrasında “Acaba  özgürlüğüme kavuşabilecek miyim?” beklentisi…Tüm bayramlar kutlamalar, dört duvar arasında geçirildi, tek beklenti özgürlük günleri…

Yeni dünya düzeni nasıl olacak?

Nano nöro-science , kuantum teknolojisi , pencereden drone’la girip beyin kanamasına dahi müdahale edilebilen, chipli hastaların doktor kontrolü, silikon parçacık yoluyla ilaç dozunun uzaktan kontrol edilmesi gibi gelişmeler var. Evet, bilgi insanlık adına kullanılırsa insanlığa hizmet eder, bu hizmeti kendi dünyasına erk alırsa o zaman da otokratik bir rejim gelir.

Sürü psikolojisi varken, obsesiyon derecesinde insanlardan uzak kalma, tecrit psikolojisi gelişiyor, normalleşmenin yöntemi ne olacak, yeni toplum post kolonel bir çağ olacak mı? Korona virüs, veba salgının ortaçağda getirdiği Rönesans bu çağda da gelecek mi? California sendromu ortaya birincisi Hedonizm zevk peşinde koşmayı mı getirecek yoksa ikincisi narsisizmi geliştirecek, kendi egosundan vazgeçemiyenler mi ağır basacak, üçüncü olarak yalnızlık duygusu mu gelişecek, dördüncü mutsuzluk ve onun getirdiği depresyon mu ağır basacak?…İngiltere yalnızlık bakanlığını kuracağını 21.yy başında açıkladı. Pozitif psikoloji Bristol, Harvard vb. üniversiteler ders olarak konuldu. İstanbul’da da  2013 de bu ders konuldu. İnsanoğlunun ekonomik varlık değil, psikolojik varlık olduğu kabul edildi. Emperyalist kültür ve kapitalizm duvara çarptı. Zihinsel dönüşüm, sosyal dönüşüme o da siyasal dönüşüme evriliyor. Çin bu felaketten baskın çıkarsa totaliter, ABD sağlık sistemine ağırlık verme kararıyla çıkarsa bilimsellik daha ağır basacak. İnsanlık özgürlük adına çok bedel ödedi. Ancak hiç bir şey kolay olmayacak. Korku yüzünden ABD de silah satışı artmış öte yandan güvensizlik nedeniyle dini sitelere başvuruları arttırmış, çaresizlikten Trump’ın popülaritesine hala kananlar var.

Tarihin kırılma noktası

Marx, Malthuz, D.Ricardo, Freud… İndirgemeci komplo teorileri, büyük sırlara vakıf olduğunu düşünerek güçlü olduğunu sanabilirsin, ama ne yaratırsan o çıkacak ortaya…İnsanlığın tarihini yaratıcı olanlar yazacak, bilimsel yöntem yoluyla “insan aklı herşeyi yener” diye düşünüyorum. Tarihte her zaman dip yapıp her zaman da yukarı çıkılmıştır.  Nevzat Tarhan hocanın ortak kitabı Dar Koridor’da özgürlükçü bir dünya gelir. Tarihi kimin yapacağı gelecekte belli olacak.

Pandemi psikolojisi

İlk girişim önemlidir. İletişim, psikoloji ve sosyoloji bilmek gerekir. Yoksa “Allahım bu pandemi bitsin” diye dua edip durur insanoğlu…Uygarlık dediğimiz şey doğayı yoksaymamız, dikilen gökdelenler mi nedir? Kazanırken kaybettiklerimizi karşılaştırınca foya ortaya çıkar. İnsanoğlu her koşulda yaşar, insanoğlunun temel özelliği uyumdur ama insanın uyum sağlamayadığı tek şey belirsizliktir, işte virüsün de getirdiği belirsiziliktir. Bilgi tek başına davranışı değiştirmez.

İnançlarımız sorgulamadığımız bilgidir. İlk alınan sorgulanmamış bilgi inanca dönüşünce onu değiştirmek zordur. Sorgulamak gerçek bilgiye ulaşmak, bilime inanmak ancak inancı bilgiye dönüştürür. Söz dinleyen kültürler konulan kurallara uyar. Oysa bizim insanımız daha çok kural esnetmeyi seven bir toplumdur. Halay çekenler, uzun eşek oynayanlar, hastahaneye girme teşebbüsünde bulunanlar, sağlık personeline şiddet uygulayanlar…Oysa duygu bilgiyle köprülenirse sonuç alınır.

Haycanlar için durum

Tayland’da filler, Avustralya’da kangurular, Arjantin’de su aygırları, İngiltere’de çocuk parkında oynayan ormandan gelen yabani keçiler, Londra’nın doğusunda geyikler, Hindistan’da havuzda yüzen maymunlar, Amerika Colorado’da çakallar ve sırtlanlar, California’da ayılar, San Fransisco’da tilkiler, Şili’de sırtlanlar, Paris’te ve Arizona’da yaban domuzları ve ördekler, Kuzey Afrika’da aslanlar ve kaplanların yanısıra sokaklarda penguenler dolaşıyor. Nepal’de Gergedanlar caddelere inmiş durumda hatta karşısına çıkan bir adamı kovalıyor.  Bengal’de deve kuşları mahalle aralarında geziyor. İşte onların yuvalarını evlerini kısacası ormanları yokeden zihniyet bunlara sebep oluyor. Bodrum’da yaban domuzları gezinirken, İzmir’de gökyüzü martıların ve kuşların oldu, kuş cennetinde ise pelikanların mutluluğuna diyecek yok. Yine İzmir’de otobüs durağındaki bankta oturan kediler adeta otobüs bekler gibiler…Kediler ve köpekler amaçsız dolaşıyor ama halkımız onları beslemekten geri kalmıyor, bu harika…Onlar bizler olmadığımız zaman aç kalan dostlarımız…

İnsanlık adına 

Çağımızın ressamı Picasso resim sanatında perspektifin kırmasıyla insanı dünyanın merkezi olmaktan çıkarmıştı. Bach seste, Heidegger de felsefede yapmıştır bunu…Picasso, Paris’te yaşarken Gertrude Stein’ı karşısına oturtup 90 kez çiziyor atıyor. Sonra sanat objesi olarak Stein’ı yani  modeli gönderdikten sonra onun resmini yapıyor ve Stein tabloyu gördüğünde “benzemiyor” deyince “Sen artık ona benzeyeceksin” diyor. İnsan egosu, kendisini salt özne olarak görürse, bir yanıyla birey olarak paramparçadır.

 

 

Gelelim sanata, tiyatroya

        Ülkemizde yetenek sınavı yapmaya hazır 38 oyunculuk dalı olduğunu düşünecek olursak, bu azımsanacak bir sayı değildir. Üniversiteler bu süreçte kuramsal dersleri online olarak sürdürse de en büyük problem uygulamaya dönük derslerde sıkıntılar yaşanmaktadır. Örneğin kuramsal derslerin bile dersi verenin monoloğu gibi olmamalı, öğrenciyle iletişim kopmamalıdır.

Üniversite bunu telafi etme yolunu seçerken, kimi öğrencilerine kurs vererek ayakta kalmaya çalışan özel kursların azınlıkta olan bir bölümü inatla bunu sürdürme çabasındadır. Oyunculuk, dans, hareket, eskrim, akrobasi, rol, sahne, mimik, şan derslerinde sıkıntı vardır. Bundan sonra da maskeli eğitimin nasıl olacağı da bir başka sıkıntı…Parça verecek öğrencilerin sosyal mesafe ile parça vermeleri duygu akışını nasıl sağlayacaktır. Hele tüm dalların biraraya geldiği Sahne Uygulaması adı altında o yılın büyük oyununun provaları nasıl yürütülecek, sanattaki kollektivizm nasıl bir uygulamayla sağlanacaktır. Sorunlar çok…

 

                                                                                                                                                                                                                                                                   İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

 

 

 

 

Yeni Dünya Düzeni ve Tiyatro

 

“Yaşadıklarınızın ustası,

yaşamakta olduklarınızın kalfası,

yaşayacaklarınızın çırağısınız.”

Richard Bach